Dünya çok hızlı. Bu hızı umursamayıp olduğu yerde kalan ve cepleri samimiyet dolu olanlardan ibaretiz. Etrafındakileri sadece bakmayıp görenler için bir yerlerdeyiz.
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013/10/24

Faruk Amca




Kadıköy'e gitmek için Karaköy'den vapura biniyorum. Denizi seyretmek için oturuyorum cam kenarına ve bence vapur yolculuk için değil de denizle iç içe olalım diye var. Bunları düşünürken karşımda oturan amcanın serzenişlerini duyuyorum. Adı Faruk. Kısık bir sesle "Cık cık! Kafa gitti pasajda yolu karıştırdım yanlış yerden çıktım" diyor sürekli kendine..

   Bir yandan söyleniyor, diğer yandan da çayını yudumlayıp çikolatalı kekini yiyor. Meraklı bakışlarım arasında bir ara kalkıp eline vapurun süpürge ve faraşını aldı, kek yerken döktüğü kırıntıları süpürüyor. Bana dönüp "Biri görmez basar kırıntılara günahtır" diyor gülümseyerek.


   Uzun süredir bu vapur hattını kullanıyor olacak ki vapur görevlileri ile sohbeti bir hayli ilerletmiş. Vapur Kadıköy'e yanaşınca kalkıyor usulca tanıştığımız için memnuniyetimizi dile getiriyoruz birbirimize gülümseyerek.

2013/09/12

Şener ve Wolverine


Festivalde tişört boyamak için bir aktivite alanı yapılmış ve isteyen fotoğrafını çektirebiliyor. İkisi de konuşmalarından anladığım kadarıyla makine mühendisi. Tişört boyamak kesinlikle onların işi değil, ama aralarındaki iletişim haykırmanıza sebep olur. 
Tişört işinde yeteneksiz olduğunu anlayan ikili kendini boyayarak çok doğru seçim yaptılar. Sağdaki Wolverine adını verdiğim filmi yakın zamanda izlediği için sürekli ondan söz ediyor ve Şener'e kalk gidelim diyor. Yaptığı tişörtte yaralı bir kalp vardı.
Şener daha ılıman ve konuşkan. Tişörtüne yapmak istediği İlluminati idi ama beş yaşındaki bir çocuğun yaptığı uzay aracına benzedi. Olsun varsın biz onu da öyle sevdik. Sürekli bakış açısı meselesi diyerek kendini Picasso sanan dostumuzun gülüşü ve ses tonu akılda kalıcı. Eğlenceli tipler. İğneye iplik geçirmeleri 15 dakika sürünce hırçın bir mandaya dönebiliyorlar ama tanısanız çok seversiniz.
Biz sevdik.

Kitap İçinde Yüzük


2013 İstanbul Üniversitesi vize döneminde merkez kütüphanede oturacak yer yok. Velev ki  oturacak yer buldunuz, akşama kadar oraya yapışıyorsunuz. Söz ettiğim durumda günlerden bir gün kütüphanede kışın vesile olduğu kaba öksürükler dışında ses çıkmıyor. Herkes pürdikkat önünde yazılanlara bakıyor ya da sağa solu kesiyor.
Kulakları tırmalayan bir sandalye sesiyle herkes kütüphanenin balkon katına bakıyor. Masada iki çift. Kız o kadar afallamıştı ki elini sürekli ağzına götürüp sağa sola bakıyor. Çocuk kendinden emin bir şekilde cebindeki yüzüğü ömrünü adayabileceğine inandığı kıza uzatıp yüksek sesle "Benimle evlenir misin?" diyor.
Kız cevap vermeden bütün öğrenciler alkış kıyamet...
Mutlu olmuşlardır umarız. Başkalarının mutluluğuna misafir olmak büyük bir zevk.

2013/09/01

Bulmacacı Usta


Çukurcuma'da harika bir hafta sonu, kış kendini yeni yeni yaza bırakmaya başladığı zamanlarda dolanıyoruz. Çukurcuma Kahvesi'nin önünde hararetli bir tartışma var. Merak bu kulak kesildik. 
İsmini öğrenmeye sıra kalmayan bulmacasever usta bulamadığı soruları kahvede tavla atanlara soruyor ve bir kargaşa çıkıyordu. Onlar tartışırken cevabı çoktan yazıyor ve suratında yakmayı aklından çıkardığı sigara ile gülümseme oluşuyor. Bizi görünce heyecanla "Şu resimdeki kim? Gençsiniz bilirsiniz." diyerek Demet Akbağ'yı gösteriyordu. Cevabı söyledikten sonra teşekkür vâri bakışıyla güneşin altında demlenerek bulmacasını çözmeye devam etti. 
O kadar rahat ve umursamazdı ki o an dünya yıkılsa çengel bulmacadaki şifreli kelimeyi düşünmekten farkedemezdi. 

2013/08/26

Çiçekçi Kadın


   Sarıyer Kireçburnu Sahili'nde bir banka oturup gökyüzünü ve bizi kendine hayran bıraktıran şeker gibi bulutların üzerimizden yolculuklarını izliyoruz. Biz kafamızı gökyüzüne çevirmiş bulutların çekiciliğini seyre dalmışken karşımızda da çiçekçi bir abla ve semtin sakinlerinden olduğu her halinden anlaşılan bir abimiz dertleşiyor. Her ne kadar biz kendi aramızda bir şey konuşsak da bir kulağımız da onlarda. Ablanın elinde çiçek sepeti, abinin elinde de bira şişesi, sohbet koyu. Dertlerini paylaşıyorlar birbirlerine çare olamayacaklarını bilseler de.

Adamın elindeki bira şişesinin dibi görünüyor. Dertli abi kalkıp büfenin yolunu tutuyor ve içinde bira, peynir, salatalık, ekmek dolu poşet elinde dönüyor. Çiçekçi abla peyniri açıp ekmeği bölene kadar adam çoktan birayı kafaya dikmiş oluyor. Bizi sokaktaki özensiz ama samimiyeti göz dolduran sofralarına davet ettiler.
İsimlerini ve hayatlarını bilmesek de bizim için nadide parçalardan biri olarak müzemizdeki yerlerini adılar.